Gorillaz İstanbul konseri: İyi ki geldik be!
2025’in sonlarında aldığımız bir haberle başımıza Gorillaz İstanbul konserinin geleceğini duyduk ve müzikseverler arasında büyük bir heyecan dalgası yayıldı. Damon Albarn’ın öncülüğünde çeyrek asrı aşkın süredir müzik dünyasına bambaşka bir tat ve yaklaşım katan ekip, Türkiye’ye ilk kez gelecekti. İlk açıklanan konserin biletleri kısa sürede ulaşılması güç birer hatıraya dönüştü. The Mountain Tour’un İstanbul ayağı, aylardır gözümüzün önünde duran ama içine girmesi giderek zorlaşan bir gerçekti. Konsere daha haftalar vardı ama Gorillaz biletleri “bilmem hatırlar mısınız bir zamanlar” çıkmış gibiydi.
Gorillaz İstanbul Fest!

Biz 14 Temmuz’u ıskaladık. Yoğun ilgi üzerine sonradan açıklanan bu tarih, İstanbul’daki ilk Gorillaz konseri olarak tarihe geçti. Fakat ilk açıklanan 16 Temmuz konserine bilet alanların buna bozulmak yerine iyimser bakması gerek. Gorillaz’ın şehrimizde birkaç gün geçirmesi ve iki ayrı gece sahneye çıkması, 14–16 Temmuz arasını küçük bir festival dönemine çevirdi. İlk geceden yayılan görüntüler ve yorumlar da ikinci konserin biletini taşıyanların heyecanını zirveye çıkardı.
Pozitif Müzik ve Charm Music organizasyonuyla gerçekleştirilen ikinci gecede Parkorman, bir hafta içi akşamında değilmişiz ve ertesi sabah kimsenin işe gitmesi gerekmiyormuş gibi kalabalıktı. Sanki cumartesiydi. Bir etkinliği kaçırmak istemeyip herhangi bir şekilde orada bulunmak başka, alana gerçek bir tutkuyla gelmekle hiç yorulmadan orada saatlerce durmak başka şey. Dün akşam Parkorman’da gördüğümüz kalabalık ikincisiydi. İnsanların yalnızca bulunduğu değil, anın tadını sonuna kadar çıkardığı ve gece bittiğinde hâlâ doymadığı bir konser yaşandı.
İkinci konserde setlist uzadı, Blur sürprizi devreye girdi

16 Temmuz seti ilk İstanbul konserine kıyasla biraz daha uzundu. Gorillaz yaklaşık 100 dakika sahnede kaldı; Damon Albarn da konuyu bir ara, bir yerlerden tanıyor olacağı Blur’a getirerek “Out of Time”dan kısa bir tadımlık sundu. Turnenin genel akışına yakın duran repertuarda sevilen parçalar peşpeşe, cayır cayır icra edildi. Görsel efektler ve şarkılar arasındaki geçişler ise yer yer olumlu anlamda beyin yaktı.
Sahnedeki bütün müzisyenlerin hakkını teslim etmek gerekse de gecenin doğal çekim merkezi Damon Albarn’dı. Enerjisi, seyirciyle iletişimi ve sahnenin tamamına hâkimiyeti binlerce insanı, hiç abartmadan söylemek gerekirse, gerçekten büyüledi. Sahneye bir general gibi çıktı; fakat çevresindeki müzisyenleri emrindeki figürlere dönüştürmek yerine konserin kolektif enerjisini sürekli besledi.
Gitarda Jeff Wootton da gecenin enerjisini taşıyan başlıca isimlerdendi. Dev ekrana gül cemali her yansıdığında dinleyicilerin yüzünde bir gülümseme beliriyordu. O neredeyse her parçada gitar değiştirmekten yorulmazken biz, geçişleri durduğumuz yerden takip etmeye ancak yetişebiliyorduk.
Komple bir konser izledik

Konserler yalnızca müziğin sahnede icra edildiği etkinlikler değil. Mekân, atmosfer, prodüksiyon, ışık, görüntü, sunum ve seyirci de deneyimin bir parçası. Gorillaz, futboldaki “komple forvet” kavramını andıracak biçimde komple bir konser verdi. Etkileyici görsel şovlar, bitmek tükenmek bilmeyen kolektif enerji, seyircinin coşkusu ve sahneye katılan konuklarla birlikte ortaya gerçekten unutulmayacak bir gece, ‘hatıra’ kavramının hakkını verecek bir hatıra çıktı.
Bu konserin neden aylar öncesinden böylesine büyük bir heyecan yarattığını ve biletlerin neden tükendiğini, 100 dakikalık tatlı bir dayağa maruz kalarak idrak ettik. Albarn’ın sahneye gelişi, konserin mistik açılışı, “The Shadowy Light” sırasında enerjinin zirveye çıkması ve çevremdeki birçok kişiden —elbette kendi iç sesimden de— duyduğum “İyi ki geldik yahu!” cümlesi, konser sırasında not aldığım vaziyetler arasındaydı.
Bunlar Gorillaz’ın Türkiye’deki ilk konserleriydi. Bu iki geceden birinde orada bulunanlar olarak elbette mutluyuz; ama umarım bir sonraki buluşma için arayı açmayız. Çünkü Gorillaz’ın müziği, görsel dünyası, yaklaşımı ve kolektif enerjisi İstanbul sahnesine fazlasıyla yakıştı.
Tam da bu yüzden iyi ki geldik be!
Kapak fotoğrafı: Salih Üstündağ
