Deniz Göktaş, The New York Times’a konuştu: “Sadece komedyenleri değil, herkesi susturmak istiyorlar”

Üç ay cezaevinde kalan ve 19 ay hapis cezasına çarptırıldıktan sonra tahliye edilen komedyen Deniz Göktaş, The New York Times’a konuştu. Göktaş, cezaevinde geçirdiği günlerden mahkemedeki savunmasına, oto-sansürden mizahın otoriterlik karşısındaki gücüne uzanan çarpıcı açıklamalarda bulundu
Türkiye’de stand-up komedisinin öne çıkan isimlerinden Deniz Göktaş, yaşadığı tutukluluk sürecinin ardından uluslararası basına ilk kapsamlı açıklamalarını yaptı. The New York Times’ın kültür eleştirmeni Jason Zinoman’a konuşan 32 yaşındaki komedyen, ifade özgürlüğü, sansür, mizahın toplumsal işlevi ve cezaevi deneyimi üzerine dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
Haziran ayında YouTube üzerinden yayımladığı ikinci stand-up gösterisi Ölü Deniz ile milyonlarca izleyiciye ulaşan Göktaş, gösterinin yayımlanmasından yaklaşık bir hafta sonra, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaretin de aralarında bulunduğu suçlamalar nedeniyle tutuklanmıştı. Yaklaşık üç ay cezaevinde kalan komedyen, ekim ayının ilk haftasında görülen duruşmada 19 ay hapis cezasına çarptırıldı. Göktaş, kararın ardından tahliye edildi ve karara itiraz etme olanağı buldu.
The New York Times, 10 Ekim’de yayımladığı haberde Deniz Göktaş, yaşadıklarını yalnızca Türkiye’deki ifade özgürlüğü tartışmaları çerçevesinde değil, dünya genelinde komedyenler üzerindeki siyasi baskıların bir örneği olarak ele aldı.
“Önceliğim bir an önce cezaevinden çıkmak değildi”
Duruşmada yaptığı savunmayla dikkat çeken Göktaş, mahkeme karşısında ifade özgürlüğünü ve mizahın demokratik toplumdaki yerini savundu. Konuşmasında Amerikan stand-up tarihinin önemli isimlerinden Lenny Bruce’a da atıfta bulunan komedyen, Bruce’un 1964 yılında gösterilerindeki ifadeleri nedeniyle yargılanmasını ve yaklaşık kırk yıl sonra New York Valisi tarafından ölümünden sonra affedilmesini hatırlattı.
Göktaş, mahkemedeki savunmasını hazırlarken avukatlarının ve yakın çevresinin bu ifadelerin tutukluluk süresini uzatabileceği konusunda kendisini uyardığını anlattı. Buna rağmen savunmasının tonunu değiştirmemeyi tercih ettiğini belirtti.
Komedyen, tahliye kararını beklemediğini ve bunun büyük bir rahatlama yarattığını söylerken önceliğinin mümkün olduğunca erken serbest bırakılmak olmadığını vurguladı.
Göktaş’a göre vermek istediği mesaj, yalnızca Türkiye’deki komedyenleri değil, dünyanın farklı ülkelerinde siyasi baskıdan ya da toplumsal tepkilerden çekinerek kendilerini sansürleyen bütün sanatçıları ilgilendiriyordu.
Üç aylık cezaevi deneyiminin ağır olduğunu gizlemeyen komedyen, buna rağmen bir sanatçının savunduğu ilkeler uğruna böyle bir deneyime dayanabileceğini göstermek istediğini ifade etti.
“Tanındıkça kaybedecek daha çok şeyim oldu”
Söyleşinin en dikkat çekici bölümlerinden biri, Göktaş’ın kariyerindeki yükselişle birlikte kendi üzerinde hissettiği oto-sansüre ilişkin değerlendirmeleriydi.
Giderek daha fazla tanınmasının, kendisini daha temkinli davranmaya ittiğini anlatan komedyen, zaman içerisinde kaybedebileceği şeylerin çoğaldığını ve bunun sahnedeki cesaretini etkilediğini söyledi.
Göktaş, gösterilerine gelen öğrencilerin ve emeklilerin gündelik hayatlarında kendisinden daha cesur davranabildiğini fark etmenin kendisini rahatsız ettiğini belirtti. Bu durumun zaman zaman ikiyüzlü hissetmesine neden olduğunu ifade eden sanatçı, sonuçları ne olursa olsun komik bulduğu şeyleri yeniden söylemeye karar verdiğini anlattı.
Hatta bu kararıyla ilgili çarpıcı bir anısını da paylaştı: Cezaevindeki ilk gecesinde, hayatının en iyi uykularından birini uyuduğunu söyledi.
Yaşadıklarının kendisine yeni bir özgüven kazandırdığını belirten Göktaş, özel hayatında kendisini cesur ya da sosyal açıdan rahat biri olarak görmediğini, ancak tutukluluk süreci boyunca kendisine yönelik şüphelerinin azaldığını dile getirdi.
“Bir lider şakalardan bu kadar rahatsız oluyorsa…”
Göktaş’ın gösterisinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik hiciv de bulunuyordu. Komedyen, Erdoğan’ın artık çekingen bir diktatör olmaktan çıkıp kendisiyle barışık, özgüvenli bir diktatöre dönüştüğünü söyleyerek siyasi iktidarı alaya almıştı.
The New York Times’a konuşan Göktaş, bu şakalarını son derece hafif bulduğunu belirtti. Türkiye’de geçmiş yıllarda ana akım televizyon kanallarında kendisinden çok daha sert siyasi mizah yapan komedyenler bulunduğunu hatırlattı.
Aynı gösteri malzemesini üç yıl boyunca Türkiye’nin farklı şehirlerinde sahnelediğini anlatan Göktaş, canlı seyirci önünde yapılan bir gösteriyle internette bağlamından koparılarak izlenebilen kısa videolar arasında önemli farklılıklar bulunduğuna dikkat çekti.
Türkiye’de mizaha yönelik tahammülün son yıllarda belirgin biçimde azaldığını savunan komedyen, bu durumun paradoksal biçimde mizahın gücünü de ortaya koyduğunu ifade etti. Ona göre siyasi liderlerin şakalardan bu ölçüde rahatsız olması, komedinin etkisiz bir sanat olmadığını gösteriyordu.
Mizah otoriterliğe karşı ne yapabilir?
Göktaş, mizahın siyasi ve toplumsal etkisine ilişkin soruları yanıtlarken komediyi olduğundan büyük bir kurtarıcı güç olarak tanımlamaktan kaçındı.
Mizahın otoriterlikle mücadeledeki işlevini sınırlı gördüğünü belirten sanatçıya göre komedi, insanlara empati ve motivasyon sağlayabilir, düşüncelerini açıklamaları için cesaret verebilir. Ancak siyasi dönüşüm yaratma kapasitesi bundan ibaret değildir.
Göktaş, komedinin bu anlamda insanlara psikolojik destek sunabileceğini vurguladı.
Cezaevinde geçirdiği günlerde gösterisini yayımladığı için bir an bile pişmanlık hissetmediğini söyleyen komedyen, bu dönemi hayatında kendisini en az yalnız hissettiği zamanlardan biri olarak tanımladı.
Gösterisinin altında yer alan ve izleyicilerden birinin kendisini özgür bir ülkede yaşıyormuş gibi hissettiğini ifade ettiği YouTube yorumunun da tam olarak ulaşmak istediği duyguyu anlattığını belirtti.
Göktaş, seyircisine ve kendisine siyasi meseleleri konuşmanın, otoriteyle alay etmenin ve saygısız olarak değerlendirilebilecek şakalar yapmanın aslında sıradan şeyler olması gerektiğini hatırlatmak istediğini söyledi.
Lenny Bruce, George Carlin ve stand-up geleneği
Söyleşide Göktaş’ın mizah anlayışını besleyen uluslararası isimler de gündeme geldi.
Amerikan komedisinin ifade özgürlüğü mücadelesiyle özdeşleşen figürlerinden Lenny Bruce’un kendisi için önemine değinen sanatçı, Bruce’un mizahında sevdiği özellikleri kişinin kendisine sadık kalması, yaramaz bir çocuğun sınır tanımazlığı ve otoriteye karşı rahatlığı olarak sıraladı.
Doug Stanhope ve George Carlin’in de komedi anlayışını şekillendiren isimler arasında bulunduğunu anlatan Göktaş; Louis C.K., Mike Birbiglia, Sarah Silverman, Joe List ve Jerrod Carmichael gibi komedyenleri takip ettiğini belirtti.
The New York Times’ın haberinde, Göktaş’ın sahne dili de Amerikan stand-up geleneğiyle ilişkilendirildi. Zinoman, komedyenin kişisel gözlemlerle siyasi hicvi birleştiren yaklaşımını Jerrod Carmichael’ın rahat anlatımı ve Jon Stewart’ın hiciv gücü üzerinden tarif etti.
Türkiye dışında da gösteriler düzenleyen ve New York Comedy Festival kapsamında sahne alan Göktaş’ın Ölü Deniz gösterisinin 15 milyon izlenmeye ulaşması, haberin dikkat çektiği ayrıntılar arasında yer aldı.
Deniz Göktaş: “Bizde iptal kültürü de var, hapishane de”
Göktaş, Amerika Birleşik Devletleri’nde televizyon komedyenleri üzerinde oluşan siyasi baskılarla Türkiye’deki durumu karşılaştırması istendiğinde iki ülke arasında doğrudan bir benzerlik kurmakta zorlandığını söyledi.
Amerikalı komedyenleri Türkiye’dekilerden çok daha özgür gördüğünü belirten sanatçı, yine de gelecekte iki ülkenin koşulları arasında daha fazla benzerlik oluşabileceği ihtimalini dışlamadı.
Amerikalı komedyenlerin sıklıkla şikâyet ettiği *cancel culture* (iptal kültürü) tartışmaları hatırlatıldığında ise kendi deneyimini kara mizahla özetledi:
“Övünmek gibi olmasın ama bizde iptal kültürü de var, hapishane de.”
Siyasi iktidarların neden komedyenleri hedef aldığı sorusuna yanıt verirken ise meselenin yalnızca komedyenlerle sınırlı olmadığını vurguladı. Komedyenlerin meslekleri gereği sınırlarla oynadığını, diğer sanatçıların ise zaman zaman bu sınırları zorlamadan çalışmalarını sürdürebildiğini belirtti.
Göktaş’a göre asıl hedef yalnızca mizahçıları susturmak değil, toplumun bütün kesimlerinin ifade alanını daraltmaktı.
Cezaevinde 20 dakikalık yeni gösteri malzemesi yazdı
Üç aylık tutukluluk süreci Göktaş’ın üretimini de durdurmadı. Sanatçı, cezaevinde yaklaşık 20 dakikalık yeni stand-up malzemesi kaleme aldığını ve bunları gelecek yıl sahneye taşımayı umduğunu açıkladı.
Bununla birlikte, cezaevinde tuttuğu günlüğe düştüğü ilk notlardan birinin kendi dava sürecini gösterilerinde gereğinden fazla anlatmamak olduğunu söyledi.
Ölü Deniz gösterisinde sahnede kullanılan büyük kesik baş tasarımının da tesadüfi olmadığını belirten Göktaş, ölüm ve sansür temaları etrafında kurduğu gösteride giyotinle kesilmiş bir başın görüntüsünü özellikle tercih ettiğini anlattı.
Tutukluluğun kendisini nasıl değiştirdiği sorusuna ise kesin bir yanıt vermek için henüz erken olduğunu söyledi.
Cezaevinde yaşamın anlamı üzerine düşündüğünü anlatan komedyen, insanın yalnızca kendisini mutlu eden şeylerle değil, uyumak ya da çay içmek gibi en basit deneyimlerle de tatmin bulabileceğini dile getirdi.
Göktaş’ın üç aylık cezaevi deneyiminden çıkardığı en dikkat çekici düşüncelerden biri ise en kötü koşullar altında bile insanın kendisini özgür hissedebileceğiydi.
—
Kaynak:Jason Zinoman, The New York Times, 10 Ekim 2026.
