KonserlerÖzel Zamanlar

Adamlar geri dönerken: Oğlan çocuklarına küsülür de…

Bir grup düşünelim,  memleket yanarken “biz de yanıyoruz ama bak hâlâ gülüyoruz” diyebilen. İşte tam o yerden başlıyor hikâye. “Adamlar” denen o topluluğun dağılma söylentileriyle kalbimizi yoklayan, sonra geri dönüşleriyle “tamam be, daha bitmedi” dedirten hâli.


Asfalttan çıkan çiçeği işaret edecekler

Bir kadın dinleyici olarak şunu söylemekte sakınca görmüyorum: Bu ülkede ‘adam’lardan yediğimiz ilk kazık değildi bu dağılma travması. Ama itiraf edeyim, ergence gibi duran o tavrı hayatın içinde olağan bir hâlmiş gibi önümüze koyup,  yine asfalttan çıkan çiçeği işaret edecekler.

Fotoğraf: Eda Er

Biraz bu oğlan çocuklarından bahsetmek gerekiyor sanırım, hezeyanımı bir kenara bırakayım. Adamlar’ı sadece bir rock grubu diye etiketleyeyim, yakışık almaz. İşin içinde folklorik var, blues var, yer yer hip-hop var, midemi bulandıran soloları… Ama en çok o şehirli, hafif sinirli, hafif umursamaz anlatıcı tonu var. Bir de sahneye her çıkışlarında hep aynı heyecanı yaşayan ben, bizler…

Sözleri yazan, karmaşayı kuran Tolga Akdoğan

Grubun beyni Tolga Akdoğan. Sözleri yazan, karmaşayı kuran, sonra o karmaşadan bir çıkış kapısı arayan adam. Şarkılarında bir taraf tutmuyor gibi görünüyor. Ama sanki duygularımıza ayna oluyor sözleri. O aynaya bakınca insanın yüzü kızarıyor, kızıyor, gülüyor. Bazen tepkisiz, bazen somurtkan takılıyor. Metroya, marmaraya, vapura, metrobüse koştururken arkadan akıyor. Yabancılamadan, bir iç ses gibi konuşuyor. Kapısı Kapalı çalmaya başladığında; o kendi içine hapsolmuş, kapıları üstüne kilitlemiş, şehirli insanın o tanıdık sıkışmışlığını yüzümüze vuruyor. İnsan bu noktada bu oğlan çocuklarının çıkardığı kaosa kızamıyor. Aynaya baktığında o kaosu kendinde görüyor. “E baya iyi parça” dedirtmiyor, biraz aklımızla oynuyor.

2014’te yayımladıkları Eski Dostum Tankla Gelmiş gibi manidar isimli albümleriyle sahneye çıktıklarında ortalıkta iki uç duruyor. Ya fazla karanlık bir rock ya da nostaljiye yaslanmış tınılar. Adamlar araya sızdı. İroniyle. Koca Yaşlı Şişko Dünya gibi parçalarla dünyaya küfredip sonra dudakları biraz kaldırarak güldürmeyi başardı. Aynı albümdeki Kendime Çaylar ise başka bir kapı açtı. Gürültünün ortasında tek başına demlenen bir yalnızlığa vurgu yaptı. Çoğumuzun yalnızken “Bir demlik koyayım diyemediği “çay”ı, topluluk kavramından soyutlayıp yalnızlıkla özleştirdi, tek kişilik bir manifesto haline getirdi. Hoş getirdi.

Fotoğraf: Eda Er

2016 tarihli Rüyalarda Buruşmuşuz grubun politik omurgasını daha iyi anlattı. 2019’da bıraktıkları Dünya Günlükleri özellikle Zombi ile korku filmi anlatmıyor, sabah işe giden, akşam televizyonda uyuşan kalabalıkları işaret ediyorlardı.

Büyük laf etmediler, omuz silktiler

2021 ve 2023’te iki part halinde gelen Harekete kimse mâni olamaz. albümleriyle omzumuzu silktik. Albümü dinlediğim ilk gün neyden etkilendiğimi bulamadım. Epey zamanın ardından hayatın absürtlüğünü kabul ederek gelen o rahatlama hissini fark ettim. Söylemek istediğini ne isyanla ne de duymaktan sıkıldığımız cümlelerle söylediler. Arada bir omuz silkmenin o anın en politik hareketi haline getirdiler. Ne yargılandı, ne de yadırgandı. Oğlan çocukları büyük laf etmeden mahalle jargonuyla saldılar, arayışa girdiler, anlam aradılar, anlamsızlaştırdılar, bizden oldular. Dünyaya bakışımızı eğip büktüler, en çok da düşündürdüler.

Evet, bu dediklerimin yanı sıra hala bir yanım buruk terk edilmişlik hissiyle, ne kadar bir oğlan grubunun dağılmasının olağanlığını anlasam da. Çünkü sevdiğimiz şeylere fazla anlam yüklemekteyim/z. Ama biraz da iyi ki yüklemekteyiz. Yoksa “Ey ahali, zombi mahali” diye bağıran bir şarkı sadece ritimden ibaret kalırdı.

Eğer şu an tüm bu karmaşanın içinde bir parça huzur ya da “n’apalım, olan bu” diyecek bir dayanak arıyorsanız, naçizane önerimdir: Aç İnsanlık Hali‘nden anla. O coğrafyadaki hayatta kalma stratejimiz olan o meşhur omuz silkme hissiyle baş başa kal, adını başkasının koyduğu çocuklar.

Kahırlı Merdiven’i sadece bağırarak söylemeyi sevdiğimden 4 Nisan’ı iple çekiyor olucam.